İstanbul Barosu’nun 10 Ekim’de yapılacak genel kurulunda gerçekleştirilecek başkanlık seçimi için Avukat Hakları Grubu’nun adayı Avukat Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu oldu. “Türkiye’nin üniter ve laik yapısını ortadan kaldırmak isteyenlerin elinde verilebilecek bir araca da dönüşme tehlikesini yaşıyoruz” diyen Kanadoğlu, hem demokratik hukuk devleti ilkelerini ve cumhuriyet hem avukatların haklarını savunacaklarını vurgulayarak, “Baromuzu güçlendireceğiz, avukatın güvencesi haline getireceğiz. Laik hukuk devletini koruyacağız ve bunun için de bütün gücümüzü sahaya yansıtacağız” ifadelerini kullandı.
Kamera: Mehmet ÇALPAR
(İSTANBUL) İstanbul Barosu’nun 10 Ekim’de yapılacak genel kurulunda gerçekleştirilecek başkanlık seçimi için Avukat Hakları Grubu’nun adayı Avukat Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu oldu. “Türkiye’nin üniter ve laik yapısını ortadan kaldırmak isteyenlerin elinde verilebilecek bir araca da dönüşme tehlikesini yaşıyoruz” diyen Kanadoğlu, hem demokratik hukuk devleti ilkelerini ve cumhuriyet hem avukatların haklarını savunacaklarını vurgulayarak, “Baromuzu güçlendireceğiz, avukatın güvencesi haline getireceğiz. Laik hukuk devletini koruyacağız ve bunun için de bütün gücümüzü sahaya yansıtacağız” ifadelerini kullandı.
İstanbul Barosu’nun 10 Ekim’de yapılacak genel kurulunda gerçekleştirilecek başkanlık seçimi için Avukat Hakları Grubu’nun (AHG) adayı Avukat Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu oldu. Kanadoğlu, İstanbul Barosu toplantı salonunda adaylığına ilişkin basın açıklaması gerçekleştirdi.
“Baro seçimi basit bir seçim değil. Yani sadece yönetimin el değiştirdiği bir seçime aslında girmiyoruz. Burada iki ana işlevi birlikte yerine getirmek için bir anlayış değişikliği için çalışıyoruz.” diyen Kanadoğlu şöyle konuştu:
“DEMOKRATİK HUKUK DEVLETİNE DAYANAN BİR CUMHURİYET OLMAZSA BAROLAR OLMAZ”
“Bir meslek örgütü olarak barolar, avukatların mesleki, ekonomik, sosyal hakları için mücadele eder, avukatların bağımsızlığını güvence altına alır. Bunu sağlamak bazı koşullara bağlı şu an ülkemizde ne yazık ki. Çünkü gerçekten bir hukuk devleti olmayınca, savunma hakkı kullanılmayınca, hak arama özgürlüğünün önüne engeller çıkarılınca ister istemez Barolar da bundan etkileniyor. Dolayısıyla iki işlevi bir araya getirmek için biz bir araya geldik. Demokratik hukuk devletine dayanan bir cumhuriyet olmazsa barolar olmaz; güçlü bir İstanbul barosu olmazsa Türkiye Cumhuriyeti’nin bu önemli nitelikleri kalmaz. Burada birbirini besleyen bir sağlam ilişki var. Biz bu ilişkiyi güçlendireceğiz.
“ARTIK ANAYASA SEYİRLİK BİR HAL ALDI”
Baktığımız zaman gerçekten tek tek hukuki sorunlardan öte Türkiye’de hukuk devleti maalesef kağıt üstünde kaldı. Yani anayasa kendisinden beklenen işlevi yerine getirmiyor. Artık anayasa seyirlik bir hal aldı. Anayasa Mahkemesi kararları uygulanmıyor, AHİM kararları uygulanmıyor. Masumiyet karinesi yerine getirilmiyor. Savunma hakkının önüne sayısız engel çıkarılıyor. Ve bunları bizzat en yakından yaşayan meslek grubu biziz avukatlar olarak. Bunları nasıl aşacağız? Önce bir sorunu test etmek lazım.
Şu an kendi savunma görevini etkin bir şekilde yapmak isteyen avukatlar ne yazık ki haksız bir şekilde Silivri’de, Can Atalay, Selçuk Kozağaçlı, kuyu tipi cezaevinde tutulan meslektaşımız Mehmet Pehlivan… Onların mücadelesini İstanbul Barosu’nda yapacağız.
“SEÇİMLER KAĞIT ÜZERİNDE KALDI”
Aynı şekilde Türkiye demokrasi açısından da bu nedenle sorunlar yaşıyor. Hukuk devleti olmadığı için demokrasi de olmaktan uzaklaştık. Seçimler kağıt üzerinde kaldı. Seçilenlerin görev yapabilmeleri koşulları ortadan kaldırıldı. Keyfi tutuklamalar, kayyum uygulamaları, bütün bunlarla artık vatandaşın seçime, demokrasiye olan güveni aşındı, zedelendi.
Bir de bu süreci tetikleyen, cumhuriyete bir tehdit niteliğinde bir süreç başlatıldı: Terörsüz Türkiye. Evet, terörü önlemek, toplumsal barışı, dayanışmayı arttırmak demokrasinin meşru bir amacıdır. Bu, tereddütsüz yerine getirilmesi gereken bir görevdir. Ama bu görevi yerine getirilmesi için kullanılan yöntemler yanlış. Yasanın hukuki çerçevesi belirsiz. Yöntemi, sonuçları kamuoyuyla paylaşılmamış. Meclis çok büyük bir oy çokluğuyla bunu kabul etse bile, ne yazık ki onun denetiminden uzak bir şekilde, Meclis’in de işlevsiz hale getirilerek bu yasanın çıkarıldığını da görüyoruz. Ve bu yasanın bir manivela olarak kullanıldığını da tespit edebiliriz. Türkiye’nin üniter ve laik yapısını ortadan kaldırmak isteyenlerin elinde verilebilecek bir araca da dönüşme tehlikesini yaşıyoruz. Bu tehlikeyi bertaraf etmek gerekir. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti bir anti-emperyalist kurtuluş savaşı sonucunda kurulan, çağdaş bir ulus devlet modelini benimsedi. Dolayısıyla Mustafa Kemal Atatürk’ün, bu cumhuriyetin kurucusunun, öngördüğü bu ülkelere de gönülden bağlıyız. Bu konuda hiçbir tereddütün olmaması gerektiğini rahatlıkla söyleyebilirim.
“ANAYASAYA UYMAYANLAR ANAYASA YAPAMAZ”
Bu sürece yasal sürecin devamında bir de yeni Anayasa tartışması yapılıyor. Bu yeni Anayasa tartışmasında da söylenecek herhalde tek bir laf var. O da şu: Anayasaya uymayanlar anayasa yapamazlar. Hatta şunu da ekleyelim; yeni bir Anayasa yapmadan Anayasa değişiklikleriyle aynı amaca yönelmek isteyenlere de olumlu yönde değişiklik kılıfı altında ilk dört maddeye dokunma imkanını da tanımayacağız. Bunun için de bir mücadelemiz olacak.
Mesleğimizin de yaşadığı büyük sorunlar var. Biz niye bu grupla bir aradayız? Çünkü 10 yıldır avukatların sorunları için en çok çalışan, onları tespit eden ve bu tespitleri çözümlerini üreten bir grup. O zaman şunu yapmamız gerekiyor. Avukatlık, yargılamadaki kurucu unsuru olmaktan bir temsili role indirgeniyor. Adliye içinde, dışında çok sorunlar yaşanıyor. Zaten en büyük sorun can güvenliği. Bir şiddet sarmalı içindeyiz”
Yaşanan ekonomik ve sosyal sıkıntıları da dile getirmek gerektiğini belirten Kanadoğlu şöyle devam etti:
“Çünkü, popülist iktidarların rahatlıkla kullanabileceği bir zemini ortaya çıkarıyor. Genç meslektaşlarımız, ekonomik bağımsızlıklarını elde edemediği zaman onları kendilerine yönlendirecek politikalara maalesef bağlı kalabilirler. Bizim bunu engellememiz gerekiyor. Bu doğrultuda aslında sorunlar belli. Bu yapısal sorunları çözecek bir güç lazım.
“KİŞİSEL İLİŞKİ AĞLARINDAN, DAR GRUPÇU YAKLAŞIMLARDAN İSTANBUL BAROSU’NU KURTARACAĞIZ”
Sorunları tespit edip bunların çözümü için o çözümlerin arkasında duracak bir tavır gösterecek bir baro olarak çalışmak istiyoruz… Kişisel ilişki ağlarından, dar grupçu yaklaşımlardan İstanbul Barosu’nu biz kurtaracağız. Biz hep birlikte baroyu, tüm gençlerin kendi sorunlarını ifade edebileceği, bu sorunları çözmek için bir baronun parçası olarak kendisini hissedeceği bir ortam yaratacağız. Bu konuda karşımıza bir engel çıkarsa da o engeli aşmak için tavır göstereceğiz. Tavrı gösterdiğimiz zaman bir bedel ödemeyi de göze alarak yola çıktık. Çünkü bu bir makam değil; bu ağır bir sorumluluk. Bu sorumluluğu üstlenecek, gerçekten çalışacak bir baro yönetimini oluşturacağız. Bunu da hep beraber sağlayacağımıza inanıyorum.
Bir söz vermek gerekiyor. Ben şu sözü rahatlıkla verebiliyorum. Baromuzu güçlendireceğiz, avukatın güvencesi haline getirecğiz. Laik hukuk devletini koruyacağız ve bunun için de bütün gücümüzü sahaya yansıtacağız.”
Kanadoğlu konuşmasının ardından kendisine yöneltilen soruları yanıtladı.
Kayseri Ses, şehrin nabzını tutan güncel ve güvenilir haberleri okuyucularıyla buluşturan bir haber platformudur. Yerel gelişmelerden gündemin öne çıkan başlıklarına, kültür, ekonomi ve sosyal yaşamdan önemli duyurulara kadar Kayseri’ye dair merak edilen konuları tarafsız ve hızlı bir şekilde sunarak “Şehrin Sesi, Gündemin Özeti” olmayı hedefler. 📰
Yorum Yap